Gururu öğrenmek!

Canım yanıyor, istemiyorum yansın fakat durmuyor. Hatırlar mısın? Küçükken çocuklar seni oyuna almadığında da böyle olurdun. Yüzün ekşir, içinden bişeyler sökülür, bağırsan kesin bir yetişkin üzülüp sana yardım eder fakat gururundan bağıramazdın. 7 yaşında neyin gururuna sahip olabilirsinki diye düşünme. Mahallede anne ve babanı güçsüz gösterir senin gözyaşların.

7 ulan! 7 yaşında öğrettiniz gururu! Mahallenizin kültürüne, sizdeki gurura sıçayım! Ne gerek vardı da böyle yetiştirdiniz bizi! Bize niye gurursuzluğu, şerefsizliği, lan en azından bunlarla nasıl baş edileceğini niye öğretmediniz! Neden hayatın bir köşesi aydınlık ve gideceğimiz yoldaki tehlikeleri biliyorken diğer köşesi karanlık ve neden o karanlıktan sürekli darbe yiyoruz! Lan madem darbe yiyeğiz ne halt etmeye öğretmediniz!

Canım yanıyor be! Nasıl yanıyor hemde! Haykırasım var ama biri yardım etsin diye değil. Bilsin diye, benim canım yanıyorsa herkes bilsin ve sussun diye.

Deneme yanılma yöntemlerinden de bıktım! Öğrendik işte, herkes yalan, herşey sahte. Bu kadar keskin sonuca ben varamadım. Siz getirdiniz sevgili mahalle ahalisi.

Bilirim, bilmezsin

Acı çeker oldum, bir süredir aklımdam düşmüyor yaptığım hatalar. Düşünürüm. Elbet bir gün bitecek ve nihayet huzura kavuşacak naçizane bedenim.

Bir piyanonun güzel sesleri çıkaran tuşları gibi olmasa da siyah ve beyazdır hayatım. Nitekim kaybedişlerimde bundandır, gel gör ki ne ben uslanırım hatalarımdan ne de piyanomu benden başkası boyayabilir.

Ben istersem tiz çıkar sesim ve uysal bir kır çiçeği de olmuşumdur bilmezsim, ben istersem en bas tonda vururum masaya yumruğumu. Bilirim, bilirimde duramam beni bana bırakmayan filozof topluluğunun çukurunda.

Ben istersem severim, ben istersem üzülürüm, ben istersem güler, istersem ağlarım. Ben merkezci bir yaşantım yoktur oysa bilmezsin, çokları için çok kez can vermeye gittim ama ben gittim. Ne verilecekse ben verdim, ne alınacaksa da öyle. Gel gör ki alıp verdiğim yetmedi de artık ruhumu ister oldu gece. Bilirim, bunu da ben istemiş olacağım ama yalnızlık da meşakkatli. Ya dostsuz kalacağım ya da ruhsuz.

Bilirsin, ruhsuz da yaşanıyor bu dünyada ama dostsuz yaşamak zor, artık yaşta ilerledi, nerden baksam 26-28 insan bir yerden sonra ruhuna doymuş hissediyor. Bilirsin, çok yanlış dost seçerim/seçemem. Fakat dileyene ruhumu vermekten de gocunmam. Bu benim değil, Tanrı’nın sorunu.

Kaybetmek üzerine kısacık.

Kim yaşamak isterse hayatı yaşasın, hevesim yokki küçücük dünyanıza, elbet kaybedilenler gerçektir fakat kaybın kazandırdığı gerçekliği nasıl yaparız? Hangi mükemmel eğitim bana en yakın arkadasımın (zannettiğim) attığı kazıklar kadar eğitici olabilir ya da hangi para bana annemin ellerinin şefkatini tattırabilir. Yazıkki herşey kaybedildikçe öğrenilir ve öğrenimi kazanım olarak saymayan arkadasım, buradan sonra okuma, gözlerine yazık.

Çok kaybeden insanlar tanıdım, o kadar çok kaybetmişlerdiki artık çok mutlulardı öyle ki kaybedecek birşeyleri kalmayacak kadar kaybetmişlerdi. Dışardan bakınca önce üzüldüm, destek olmak istedim diye tanıştım, gel gör ki onlar mutluydu. Hayata karşı zafer kazanmış durumda şaraplarını parlatırken sahilde, hayatın daha fazlasını alamayacağını bildikleri için kahkahalarla aydınlattılar geceyi. Öğrendim ki daha ne geceler aydınmışda biz bilmiyormuşuz.

İşte böyle öğrendim kaybetmekten kazanmayı ve nitekim nefesim karıştı geceye, sonra sesim ve nitekim geceyi kahkaha ile aydınlatmayı öğrendim.

Vesselam, siz güldükçe kazanılır kaybolanlar ve kaybettikçe nefes almaya başlarsınız çünkü size ait olan gerçek kazançlar asla kaybolmaz.

Kimim (z)?

Söz gelimi gidenlere selam olsun ve kalanlara dostlukla merhaba!

Merhaba! Güneşi tanımak isteyip kafayı sırf geceye çarpanlara!

Merhaba! Geceden kaçarken hüzünlere çarpanlara ve selam olsun hayal kurdukları ile kaçanlara…

Kısaca kendimden bahsedeyim istedim, sonra kimse sormayıversin kimsin? Nesin diye.

Güneşin en güzel manzaraları ortaya çıkardığı İstanbul’un küçücük, kendi halinde bir koşucusuyum. Bilir misiniz koşmak da güzeldir İstanbul’da.  Gelelim İktus konusuna;
Zamanında Roma henüz Hristiyan değilken bu hristiyanlara baya bi zulmediyormuş hatta öyle ki kiliseler yer altına çekilmiş, gel zaman git zaman kim hristiyan kim değil karışmaya başlamış çünkü kimse birşey deniyormuş günlük yaşamda, işte kimin aklına geldiyse bir balık(ictus) dövmesi yaptırmış kendine, işareti olmuş elemanın, bunu gören yaptırmış böylece herkes de bu dövmeden olmuş kısa sürede. Eee Roma durumu bilmiyor tabi, ama hristiyanlar günlük yaşamlarında kendilerinden olanı tanırmış işte.

Bende de durum bu, herkesten biraz biraz ama hiç kimse kadar. İçi boş bir iktus yani, kalan Son İktus.



Birilerine Mektup

Kendinden kaçar mı insan?
 Olması gerektiği kişi olmaktan? Hem de öyle birileri istiyor diye değil, en baştan beri olduğu kişi olmaktan kaçar mı insan? Kaçar.


Küçük olmadım hiç bir zaman, fakat şimdi o yaşlardakilere küçük dediği yaştayken  ben tanıştım gerçeklerle.
Beni sevdiğine inandığım kişiler vardı, onlarla da o yaşta tanıştım, inancımı kaybetmem yıllarımı aldı, kalın kafalı olduğumu anlamam da o yıllara tekabül eder.


Velhasıl benim ömrüm şimdilerde küçük olanlarla aynı yaştayken ve inancın manasını çözmemle gelen yaşım arasında geçti. Çok şey oldu bu zamanda.


Kötü biri oldum öncelikle, hiç bir zaman acımadım kendime, çalıştım, hep çalıştım, gücümün yettiğinden gücümce şeyler aldım hep var ettim yoktan, sorana asla yok demedim, bünyem alışık değildi yokluğa ki doyasıya da bilirdim yokluğu, hiç acımadan çalıştım işte.


Sonra çalıştıklarımın nereye gittiğine baktım, beni sevenlerin rakı masasında uçan kazançlarıma, beni sevenlerin benim sevdiklerime sadece ben varken iyi davranmasına baktım. Baktım, görmedim. Gün geldi ağladım, sevdiklerim için dedim, gün geldi yıkıldım, sevdiklerim için kalktım. Sonra sevmemey öğrendim, her ayağa kalkınca alkışlayan ve her düşüşte tekmeleyen sevdiklerden kaçar oldum.


Kaçtım, yeni bir hayat, yeni insanlar tanımak istedim, başardım… Mutluydum, bir gün sevdiklerimi özledim, onlarda beni özlemişler sağolsunlar, döndüm. Bu sefer daha sert çalıştım, kayıp zamanda elde edilmiş borçları kapattım. Daha çok saldırdım, insanları bileğimin hakkıyla kandırdım, artık aklı aklına üstün gelenin zamanı gelmişti, aklımın yettiğince kazandım, çok kazandım. Durmadım… Yine kaybolan rakılar ve yalan sevgileri fark edip bu sefer çok yakınlara kaçtım.


Ben kaçtım, sevenlerim kaldı, ben kaçtıkça kovaladım sevdiklerimi, arkana bakarak koşmak nasıl bildin mi? Öyle bir kovalama işte, umutla kaçtım, bu sefer kendim için çalıştım, şu rakı masalarının tadına bakayım dedim, baktım. Şu yalan sevgileri deneyeyim dedim. Denedim. Yetti, yüreğim kaldırmadı daha fazlasını ve sevenlerime koştum tekrar, fark ettim ki yalandan sevilmek yalandan sevmekten çok daha iyiymiş.
Sonra sevdim… Son dönüşümde birini sevdim, o da sevdi. Şimdi yalanla gerçeği ayırabiliyorum. Fakat ondan gayri sevenler ne benden vazgeçiyor, ne de o benim kaçmama izin veriyor. Yoruldum, kimse görmüyor. Uyuyamıyorum, kimse bilmiyor. Konuşamıyorum, kimse bilmiyor. Herkes bilmedikleriyle mutlu. Fakat sen bunları oku ki, susarken neden sustuğumu, uyurken neden uyuduğumu bilerek yaşa.

Esenlikle.

İktus